Başlangıç » Gezi » Viva España

Viva España

Bir gün iş yerinde ofisteyken bir telefon geldi. Özetle şöyle bir diyalog geçti

TTNET’in yeni yıl çekilşinden İspanya-Türkiye maçı için yedek talihlisiniz,
hakkın size geçmesi halinde hediyenizi kabul ediyormusunuz?

– Evet.

– Peki biz sizi duruma göre tekrar arayacağız

dediler ve 3-4 gün geçmeden aradılar. Hak size geçti hediyeyi alabilmek için birkaç resmi ve mali yükümlülük var onları halletmeniz gerek, biz size gereken belgeler yollayacağız dediler. Durumu müdürüme de söyledim, o gün için izin kullanmak istiyorum uygun mudur diye o da olur deyince. Bir kaç güne belgeler geldi ben noter ve vergi işlerini hallettim. Pasaport – vize işleri de tamam oldu.

Cuma sabahı fotoğraf çekimi için TTNET’in merkezine gittik orada karşıladılar bizi. Bize orada birer milli takım forması giydirip fotoğraflarımızı çektiler, ardından akşam tekrar havaalanında buluşmak üzere dağıldık. Geziye 10 talihli 3 de tur organizasyonu ve TTNET yetkilisi ile akşam Iberia’nın Madrid uçağı ile başladık. Uçak yaklaşık 20-30 dakika rötarlı kalktı. Güzel bir yolculuğun ardından Madrid’e indik, pasaport kontrolü, bagajlar derken bizim için gelen özel otobüsle hızlıcana hem akşam yemeği yiyeceğimiz hem de flamenco gösterisi izleyeceğimiz EL CORRAL DE LA PACHECA isimli restorana geçtik. Gittiğimizde salonun yarısı Türkiye’den gelenlerle doluydu şaşırdık. Hatta sahne boşken birileri çıkıp kendince flamenco yapıyordu Öykü ve Berk kardeşlerin müziği eşliğinde. Yemekler ve içecekler söylendi önden bir çorba geldi ne çorbasıydı hatırlayamadım ama soğuk bir şeydi, ardından alabalık geldi. Yemekler iyiydi. Gösteri de oldukça iyiydi. İlk kez böylesini seyretmiştim hoşuma gitti 1 saatten de fazla sürmüştü.

Oradan ayrılınca otelimize geçtik.  Hotel Convención, Goya semtinin yakınında Calle O’Donnel (O’Donnel Caddesi) üzerinde bulunan 4 yıldızlı güzel bir oteldi. Normal seyahat programında ilk gece yemek+flamenco ikinci gün şehir turu ve maç vardı. Ama bir değişiklik yapılmıştı ve iyi ki yapılmıştı. Şehir turuna bir de Toledo gezisi eklenmişti. Zaten 4 yıl önce Madrid’i görmüştüm,  bu Toledo olayı çok iyi denk geldi.

Yaklaşık 1 saatlik yolculuktan sonra otobüsümüz Toledo’ya vardı. Toledo, İspanya’nın eski başkenti ve silah üretim yeriymiş. Tajo nehrinin çizdiği yayın içinde kalan tepede kurulmuş olan bu şehir, Endülüs hakimiyetinde Tuleytula olarak adlandırılırmış. Daha sonra Kastilyalılar şehri ele geçirmiş. Şehir geliştikçe bulunduğu alan yetersiz kalmış ve Madrid’i başkent yapmışlar. Kastilya şimdiki İspanya’nın çekirdeğini oluşturan o zamanki İber yarımadasında kurulmuş olan Endülüs’e karşı duran Hırıstiyan krallıklardan biri ve en güçlüsü. Zamanında bu şehir İslam, Hıristiyan ve Yahudi toplumunun uyum içinde yaşadığı bir yermiş ve etkilerini halen de görebilirsiniz. Şehrin önemli ve görülmesi gereken yapılarından bazıları Alcazar, Toledo Katedrali, Alcántara Köprüsü, San Martin Köprüsü, Santa Tome Kilisesi (El Greco’nun Orgaz Kontunun Cenaze Töreni çalışması burada), eskiden gerçeği şimdi süs amaçlı üretilen silahların (kılıç) atölyeleri

Burada da El Restaurante Cigarral Monte Rey’de öğle yemeği yedik. Açıkçası yemekler hoşuma gitmedi. Domates çorbası, sıpagetti ve tavuk vardı. Aynı yemeği aynı tarifle ama bizim malzemelerle yapsalar daha güzel olurdu. Artık yağından mı, suyundan mı hoşuma gitmedi, pek bir ağır geldi.

Toledo’dan ayrıldıktan sonra tekrar Madrid yollarına düştük. Kısa bir Madrid turu yaptık Atocha Tren İstasyonu’nu tekrar gördüm. Burası içinde küçük bir orman ya da botanik parkı olan bir mekan. Otele dönüp maç için hazırlıklarımızı yaptıktan sonra, oldukça elit kategoride nitelendirlebilecek bir restorana gidip akşam yemeği yedik. Burdaki yemek güzeldi. Kuzu tandır gibi bir yemekti. Bittikçe garson gelip istermisiniz diyordu. İçimizde tek İspanyolca bilen tur rehberimiz bir ara telefon için dışarı çıkmıştı. Ekibimizde kulakları çınlasın bir Arslan abimiz vardı, yabancı dili yoktu garson gelip ister misiniz dedikçe istemem yok diyordu ama Türk usulu kısaltarak yo yo şeklinde adamı işaretle yolluyor ama adam geri geliyordu. Sonra durumu tur rehberine anlattığında bir kahkahadır gitti. Durumu bize de anlatınca biz de koptuk İspanyolca yo ben demekmiş. Adam yemek isteyen var mı dedikçe abimiz istemiyordu ama hep yo diyordu.

Bu tip restoranlarda adetmiş müşteriler yemek yiyecekleri salona geçerken mutfağın içinden geçermiş. İlginç bir dizaynı vardı labirent gibi, bir mutfak bir salon zincirinden geçtik. Her mutfak ayrı bir yemek içinmiş. Bir yer tavuk, bir yer kuzu, bir yer domuz. Etrafta da bir sürü domuz asılıydı ilginç bir görüntü oluşturuyordu. İsmini hatırlayabilirsem ya da bulabilirsem yazacağım.

Oradan çıkıp stadyuma gittik. Kocaman bir yer Santiago Barnebau, Real Madrid’in evi. Stat ve ortam harikaydı ancak bizim türbinlerin önüne file çekmişlerdi, yabancı cisim atmasınlar diye 😦 Maç bitti, Barcelona’dan Pique’nin golü ile 1-0 mağlup olduk.

Sabah kalkıp kahvaltının ardından yine şehri gezmeye çıktık. Hava serin ve biraz kapalıydı. Madrid’i tekrar gezmek çok hoştu. Calle Mayor, Puerta del Sol, Cibeles Meydanı, Goya’yı gezdik. Biraz alışveriş ve akşama Türkiye’ye dönüş

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: