Başlangıç » Deniz » Adelaide – Avustralya

Adelaide – Avustralya

Kategoriler

Follow MEHMET KILIÇ on WordPress.com

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

Blog İstatistikleri

  • 199.430 ziyaretçi
Reklamlar

Yaklaşık 12-13 gün yolculuktan sonra Adelaide açıklarına demirledik. Avustralya’da port state kontrolleri sıkı olur diye yol boyunca makine dairesinde yoğun bir temizlik çalışması oldu. Geminin ambarlarındaki pas durumu sörveyden geçemeyince limana yanaşmamız gecikti, hatta sıramızı başka gemiler aldı. Temizlik için, esas yanaşacağımız rıhtımın az ötesinde başka bir rıhtıma yanaştık yaklaşık 3-4 gün kaldık. Ambarlarda pas ile süvari beye çok stres yaptırdı, iş bitip de sörveyden geçince acayip mutlu oldu. Yükleme programımız belli olup birde bulunduğumuz rıhtıma başka bir gemi alınacağı söylenince tekrar demire gidip birkaç gün sonra limana döndük.

Port Adelaide

İlk ve ikinci liman periyodumuzda dışarıya çıkma imkânı burada da vardı. hatta neredeyse Adelaide nüfusuna kayıt olacaktım, o kadar çok çıktım. Liman Port Adelaide isimli banliyönün yakınında bulunuyor ve etraf neredeyse ölü. Liman ile Port Adelaide arası yürüyüşle 30-40 dakika sürüyor, taksi çağırırsanız 5 dakikada verıyorsunuz, 10 dolar kadar tutuyor.

Her taraf depolar, antrepolar, kamyonlar, tırlarla dolu, hatta çift dorseli tırlar burada cirit atıyor. Oynayanlar bilir 18 Wheels of Steel diye bir kamyon oyunu var aynı öyle. Hatta biraz da Simcity havası da var. Tren istasyonunun etrafında bizdeki büyük olan migros carrefour gibi marketler var. İşin ilginci bunların hepsi aynı yerdeler, bir aradalar, aynı otoparkı kullanıyorlar.

Bu marketler aynı isimde olsa da gıda ve gıda dışı satışları ayrı bölümlerde yapılıyor. İçki ve sigara ise tamamen bağımsız dükkânlarda satılıyor. Market gibi eczaneler var. Raflardan -reçetesiz olanları tabi- ilacı alıp kasaya götürüyorsunuz ödemenizi yapıp çıkıyorsunuz.

Gidip göremesem de Port Adelaide’da birer havacılık, demiryolu, deniz ve çocuk müzeleri vardı.

Adelaide

İkinci gün şehir merkezine, Adelaide’a gittim. Port Adelaide’dan 15-20 dakika arayla tren geçiyor ve 15 dakikada şehre varıyorsunuz. Tren biletini trenin içindeki makinelerden alıyorsunuz. Bazı günler belirli saatlerde indirimli bilet alıp seyahat edebiliyorsunuz. Makinistler istasyonlarda kapıya gelip yaşlı ve engelli insanlara yardımcı oluyorlar.

Burası güzel ama öyle çok büyük bir yer değil en azından İstanbul ölçeğine vurusanız Kadıköy, Bakırköy ayarında bir yer. Hatta büyük dükkânların mağazaların olduğu Rundle Mall denilen caddenin gemideki adı Bakırköy’dü.

“Nerden aldın onu”

“Hani şu Bakırköy’den sahile giden cadde var ya oradaki ***** mağazasından….”

Bu caddede Boyner tipi mağazalar, elektronik marketler, telefon bayileri orta ölçekte restoranlar cafeler. Ya işte bildiğiniz çarşı. Yağcı arkadaş Recep’le beraber çıkmıştık dışarıya hadi şu dükkan hadi bu mağaza acaba ne var derken bir binada yürüyen merdivenle üst kata çıkarken kendimizi tül perde, kumaş, tencere, tava satan bir yerde bulduk. Sonra Recep’in ağzına sakız ”gide gide koca Avustralya’da tül perdeciye gittik”.

Genel olarak burası bana pahalı geldi ama bazı ürünlerde bizim bulunduğumuz zamanda kampanyalar vardı galiba adamların bayramları falan vardı yakında. Benim bir PSP alma niyetim vardı bir mağazada 280 dolara buldum, tezgâhtar kız yarın kampanya var 90 dolar indirimle alabilirsiniz dedi. İyi dedik öyle yapalım. Sonra başka bir yerde 2 TB Seagate harici harddisk 117 dolara buldum, uzun süre terddüt ettikten sonra aldım. O kadar dükkan gezdim PSP için bir futbol oyunu bulamadım hep dandik oyunlar var. Tesadüfen bir yerde FIFA2007 buldum zaten evde de onu oynuyordum. Bir de 48$’a Nokia’nın çift hatlı telefonunu almadığıma pişman oldum.

Telefon kontörü, PSP, hard disk, hediyelik ıvır zıvır derken Avustralya bana baya bir tuzluya mal oldu. Allah’tan gemi içinde para harcatan bir yer değil.

Bu arada PSP’yi aldım geldim ekran çalışmıyor, ertesi gün bi daha gittim değiştirdim. Böylelikle neredeyse birinci liman periyodunda 4 gün dışarı çıktım. İkinci liman periyodumuzda yani yüklemeye geldiğimizde bir kere daha çıktım. Hayvanat bahçesine gittim. Giriş 31,50 dolardı. Bence değdi ama son dakika golü beni yıktı. Özel bir bölümde hayvanların yanına insanlar girebiliyor. Burada bir kanguruyla beraber fotoğraf çektirecekken makinenin şarjı bitti. Avustralya’ya özgü hayvanların çoğunu gördüm ama Tasmanya canavarı ile ornitorenk(ördek gibi gagası olan memeli su canlısı) göremedim. Tasmanya canavarı saklanmıştı, diğeri de orda yoktu.

O ilginç hayvanları görünce insan hayretler içinde kalıyor ve tekrar idrak ediyor Allah’ın büyüklüğünü.

İlk başta tahmin edilen, planlanan Avustralya’ya varınca en fazla 50 saat kalırız hemen çıkarız, şehirde gezemezsiniz diyorlardı. Martın 29’unda ilk demiri attık Nisanın 16’sında Mısır’a doğru yola çıktık.

Avustralyalılar bana göre Avrupalılara göre daha samimi, sıcak ama bir o kadar da İngilizceleri zor anlaşılır bir toplum gibi geldi. Burası bir bakıma doğu ve güney Asya’nın Amerika’sı. Hindistan, Çin, Tayland, Vietnam gibi çevre ülkelerden bir sürü insan buralı olmuş. Hatta son gün Adelaide Üniversitesinin mezuniyet törenine denk geldim %70’ten fazla Uzakdoğulu öğrenci vardı.

Fotoğraflar

Port Adelaide StationRundle Mall MusiciansDSC08486DSC08500DSC08502DSC08506
DSC08526DSC08530DSC08535DSC08536DSC08541DSC08545

Adelaide – Avustralya, a set on Flickr.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: