Başlangıç » Deniz » Isabel – Filipinler

Isabel – Filipinler

Kategoriler

Follow MEHMET KILIÇ on WordPress.com

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

Blog İstatistikleri

  • 199.430 ziyaretçi
Reklamlar

Mısır’dan sonraki istikametimiz olan Filipinler’in Leyte adasında bulunan Isabel limanına geldik. Isabel büyüklük olarak bizim küçük ilçelerimizden birine denk gelir.

Geldiğimizde yaklaşık bir hafta kadar liman uygun olana kadar demirde kaldık. Gemimiz demirde iken dışarıdan gelen Filipinliler gemiye yöresel yiyecekler, meyve-sebze, canlı keçi, ağaç, telefon kartı vs… malzemeler getirdiler.  Gemide yapılacak olan işlerden dolayı birkaç gün dışarı çıkamadık.

Isabel

Burada ilk dışarı çıkışımız demirde olduğumuzdan bir botla oldu. Çakma trimaran görünümlü ahşap bir tekne geldi geminin yanına. Çarkçıbaşı, 3. çarkçı, 3.kaptan, iki gemici ve ben bindik tekneye. Hareket ettik Isabel’e doğru. Gelgit dolayısı ile iskele yanaşmaya uygun değildi. Bu yüzden Isabel’in arka taraflarından geçen bir derenin içine girdik. Görüntü çok güzeldi, tam filmlerdeki gibi. Etraf yeşillikler içinde ağaçların kökleri su içinde, sanki her an bir yerden ilginç bir hayvan kendini gösterecek. Yaklaşık 10 dakika kadar böyle gittik. Sonrasında yine bizim gibi teknelerin olduğu bir yerde indik. İndiğimiz yerde de her taraf ağaçlarla kaplıydı, aralarından geçerek birkaç evin olduğu bir alana çıktık aralarından geçerek yola çıktık. Evlerin bahçelerinde çamaşırlar asılmış kurutuluyor, tavuklar geziniyor yerlerde bir sürü delik vardı, yengeç yuvası olduğunu söylediler.

Yola çıkınca yan tarafına yolcu kabini eklenmiş bisiklet – taksi gördük bir müşterisini taşıyordu. Sonra merkeze varınca gördük her yerde bunlardan var. Yol boyunca etraf 1-2 katlı evler vardı. Bir süre sonra haberimiz ulaşmış bizden önce, bir karşılama heyeti halinde hayat kadınları ve başlarında bir halkla ilişkiler uzmanı(*) bir travesti. Yaklaşık yüz metre ötemizdeler. Biz de ayrı bir heyet halinde ilerliyoruz, sanki çarkçıbaşı belediye başkanı, 3. kaptan ve 3.çarkçı zabıta müdürleri gibi başta, öbür personel de diğer belediye memurlar gibi arkada şehri geziyorlar. Yanımıza hem o heyetten hem diğer halktan yanaşan çok. Küçük çocuklar, ayakları çıplak dilencilik yapıyor ve çok sırnaşıklar ayrılmıyorlar peşinizden. Başınızdan zor def ediyorsunuz yada halktan birileri kovalıyor.

Çarşının içine girince gemi heyeti dağıldı. Diğer heyet peşimiz bıraksın diye dağıldık ama küçük yer iki sokak ötede tekrar karşılaşıyorsunuz. Çarşının içi kalabalık etrafta sebze meyve satılan tezgahlar dolu ve üzerinde genellikle muz ve diğer adını sanını duymadığım görmediğim meyveler var. Çoğu sebze meyve ufacık, sanki erken toplanmış dalından. Bana pek bereketsiz geldi.

Ben bizim ekipten ayrıldım onlar biraz içelim yiyelim dediler bir yere oturdular, bende etrafı gezeyim dedim. Önce evle konuşmak için telefona sim kart aldım. Burada gidip dükkandan alıyorsunuz, kayıt kimlik falan yok uğraşmıyorsunuz. Sonra belediye olduğunu tahmin ettiğim bir binanın önündeki parka oturup kontörü yükleyip konuştum. Tahminen 20 dakika falan konuştum, 200 peso yüklemiştim, o da yaklaşık 4-5 dolara geliyor.

Fotoğraflar

DSC08731DSC08749DSC08757DSC08760DSC08761DSC08763
DSC08764DSC08766DSC08767DSC08768DSC08769DSC08770
DSC08771DSC08772DSC08773DSC08774DSC08776DSC08777
DSC08778DSC08779DSC08780DSC08781DSC08782DSC08783

Isabel, Filipinler, a set on Flickr.

Ormoc

Limana yanaştık, yükümüz tahliye ediliyor. Çok fena bir yük fosfat, yüklemesi de tahliyesi de ortalığı toza buladı. Limanda ne kadar araç, bina varsa üzeri fosfat kaplanmış. Tahliye devam ederken güverte stajyeri Bilgehan ile beraber Isabel’in bağlı olduğu Ormoc şehrine gidecektik. Şansımıza çok yağmur yağıyordu. Limanın bir tarafında artık gemi mi bekliyor kamyon mu bekliyor bir yük var, bir baktık ki kömürmüş. Yağmuru yiyince ortaya çıktı. O kadar çoktu ki yağmur, üzerimize battal boy çöp torbaları alıp öyle çıktık.

Liman sahasının içindeki yol etraf ağaçlarla kaplı, ara sıra araçlar geçiyor. Sanki yağmur ormanında ilerliyoruz. Bir ara arkasında 2-3 kişilik oturma yeri olan triportöre benzer bir araç geldi liman kapısına kadar gittik. Kapıdan da şansımıza saatte bir geçen Ormoc otobüsüne bindik. Otobüs de ne otobüs. Sanki tersanede artan köşebentlerden yapılmış. Modeli deseniz heralde 1960’lardan kalma, pencereler yeşil kontrplaktan ve tüm pencereler açılabiliyor. Otobüs ilerledikçe dolmaya başladı. Bir ara içeride yer kalmadı tavana yolcular almaya başladılar.Elinde çuvalı olan, koçan koçan muz taşıyan yaşlılar olunca yükler yukarı yolcular aşağı. Yaklaşık 1,5-2 saat kadar gittik böyle.

Ormoc’a 16:00 sularında vardık. Orda Bilgehan’la ayrı gezdik. Saatimin pili bitmişti pil almak için bir saatçi buldum bir sokağın köşesinde. Adam baktı etti, saat bitik pilden dolayı çalışmıyormuş. Baktım olmuyor al dedim senin olsun tamir edebilirsen sat birilerine. Zaten ucuz 5 liralık saatlerdendi. Etarfta mangalda bişeyler yapılıyordu birçok yerde. Bir çöpe geçirilmiş, hamur işi gibi bişey sandım ama gördüğüm şey buralara özgü bir muzmuş. Adamlar mangalda muz yiyorlardı. Boyut olarak küçük mangallık sucuklar gibiydi. Ha şuradan alayım ha burdan alayım derken saat geç oldu. Gemiden siparişler vardı, para bozdurmam gerekiyordu. Ne kadar banka, döviz bürosu varsa hep kapanmıştı zar zor bir western union’da bozdurdum parayı. Yine aynı first class otobüslerden biriyle tekrar geri döndük gemiye. Hava haziran ayında akşam 7 suları olmasına rağmen kararmıştı, enlemin etkisi haliyle. Millet burada ineceği zaman heey diye bağrıyor, binince de hooo diye bağrıyor otobüs hareket ediyor.

Filipinler’in bu bölgesi, büyük ihtimalle de diğer bölgeleri çok fakir bir yaşam sürüyor. Bana birçok şey ucuz geldi, özellikle internet. 1250 pesoya 3G USB modem aldım içinde 125 saat vardı. Bitince de 220 pesoya 5 günlük paket alabiliyorsunuz ve hızı da gayet tatmin edici. Hatta bir ara 4. kaptan tüm gemiye kablosuz ağdan bile dağıtmıştı. Ormoc otobüsüne gidiş geliş 2 -3 dolar ya verdik ya vermedik.

İkinci güzel yanı insanlarla çok kolay iletişim kurabiliyorsunuz. 7-8 yaşındaki bir çocuk bile size rahatlıkla cevap verebiliyor. İngilizce bilgilerine hayran kaldım.

Yalnız bu fakirlikten ötürü insanlar kendi geçimlerini kendileri üzerinden sağlıyor. Özellikle denizciler bu konuda az önce bahsi geçen heyetten danışmanlık hizmeti alıyor. Bu şekilde bir gelir elde etme bu doğu ve güneydoğu Asya ülkelerinde çok fazla. Hatta duyduğum kadarı ile bazı ülkelerde bu iş turizmin içinde değerlendiriliyor. Bir diğer geçim kaynağı da horoz dövüşleri. Neredeyse tüm bahçeli evlerde bunun için horoz yetiştiriliyor. Bir de hemen hemen her sokakta pawnshop denilen rehinci dükkanları var.

Önceden Filipinlilerin köpek yediğini duymuştum, burada ne yendiğini ne de satıldığını gördüm ama hiç yetişkin köpek de görmedim hepsi yavruydu. Bu köpek yeme olayı da bazı bölgelerde yaygınmış, öyle diyorlar.

Öğlen yemekleri esnasında salonda TV seyrediyorduk. Happy yippee yehey adlı bizdeki yeteneksizsiniz Türkiye benzeri bir program vardı. Bizdekinden kat kat eğlenceli, Hülya’nın Acun’un sıkıcılığından uzak bir programdı. Hatta jenerik şarkısı dilimizdeydi. Buradan izleyebilirsiniz: http://youtu.be/fkxNGjNgv_g

Gemiden karaya çıkarken yaptığımız yolculuğun bir kısmının videosunu aşağıda izleyebilirsiniz.

(*) Bu tabiri  başka bir yerde de okudum ve hoşuma gitti, paylaştım.

17 Haziran – 23 Temmuz 2011

Isabel ve Ormoc, Leyte Adası, Filipinler


Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: