Başlangıç » Deniz » Nanjing ve Yantai – Çin

Nanjing ve Yantai – Çin

Kategoriler

Follow MEHMET KILIÇ on WordPress.com

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

Blog İstatistikleri

  • 199.430 ziyaretçi
Reklamlar

Çin, Uzakdoğu’nun büyük ve kalabalık ülkesi. Dünyanın yeni korkusu.

Filipinler’den ayrılıp Çin’e varmamız yaklaşık 4-5 gün sürdü. İlk liman Taizhou burada yükümüzün bir kısmını tahliye edip, ikinci limanımız Nanjing‘e hareket edeceğiz.

Yangtze Nehri (Chang Jiang)

Bu liman dünyanın üçüncü, Çin’in en uzun nehri olan Chang Jiang (yani Yangtze / Yangçe) nehri üzerinde. Nehir Himalayalar’dan doğup ülkeyi doğudan batıya doğru akarak Şangay yakınlarında Doğu Çin Denizi’ne dökülüyor. Bu nehir Çin’e hayat veriyor. Nehre girdikten sonra yaklaşık 2 gün kadar içerilere doğru seyrettik. İstanbul Boğazı’ndan çok daha geniş, kimi yerler de büyük asma köprülerle, kimi yerlerde feribotlarla iki yaka birbirine bağlanıyor. Hatta Taizhou limanının hemen yanı başında büyük bir köprünün inşaatı devam ediyordu.

Nehir boyunca büyük – küçük bir sürü gemi var. Suyun iki tarafı limanlar, tersaneler, fabrikalar ve vinçlerle dolu. Hayranlıkla seyrediyorum. Boşuna demiyorlar Çin dünyanın yeni süper gücü olacak diye. Bunca fabrika, liman ve gemiler işledikçe kimse önlerini alamaz. Daha bu görünen kısmı bir de görünmeyen kısmı var, buzdağı benzetmesi bile yetersiz kalır belki.

Nanjing 04-08-2011

Nanjing eski adı Nankin. Çin şehirlerinin isimlerini değiştiriyor ne amaçla yapıyor, geleneksel söylenişe mi uyarlıyor yoksa başka bir mevzu mu bilmiyorum. Pekin de Beijing olmuştu. Nanjing Çin’in eski başkenti, zaten anlamı da Çince’de güneyin başkenti anlamına geliyor. Büyüklüğünü kıyaslayacak olursak Türkiye’de Bursa – İzmir ayarında bir yer.

Burası Çin’de ilk ayak bastığım yer oldu. Çinli yetkililer gemiye gelip gerekli işlemleri yapıp evrakları hazırladıktan sonra dışarı çıkmak için hazırlandım. Öğle yemeğini ardından ikinci kaptana sordum şehir merkezine nasıl gidiliyor, bilginiz var mı dedim. O da liman kapısından araçlar var onlar götürüp getiriyor, 10 dolar da para alıyorlarmış dedi. Gemiden indim, hemen geminin yanı başında bulunan polis pasaportumu ve pass kâğıdımı kontrol ettikten sonra liman kapısına doğru ilerledim. Kapının etrafında aradım bizim ikinci kaptanın dediği araçları göremedim, liman girişindeki görevlilere İngilizce olarak sordum, nasıl şehir merkezine gideceğim diye, öyle baktılar bana. Sonra Nanjing dedim adam eliyle gösterdi şu tarafta. Baktım olacak gibi değil bir-iki dakika yürüdüm bir otobüs durağı vardı. Etraftakilere sordum, İngilizce biliyor musunuz? diye öylece bakıştık, bazısı bilmiyorum anlamında başını salladı. Yaşına tipine bakılırsa öğrenci olduğunu sandığım birisi biraz biliyorum dedi. Allah razı olsun, otobüs biletimi de ısmarladı, cep telefonuma da nasıl döneceğim, hangi otobüse bineceğim, metroda hangi istasyonları kullanacağım tek tek yazdı.

Nanjing’de en büyük sıkıntı İngilizce oldu kime ne sorsam yanıtsız kaldı. Çinli elemanın yardımı ile önce 64 numaralı otobüs ile Maigaoqiao metro istasyonunda gittim, buradan metroya binip Xinjiekou istasyonunda indim. Burası hem diğer metro hatlarına geçilen, hem de şehrin merkezindeki istasyonu.

İstasyondan çıkışta mağazalar, alışveriş merkezleri başladı. Dışarı çıkınca her yer yüksek binalarla, plazalarla dolu. Bir çok yerde inşaatlar var. Alışveriş merkezleri sarmış etrafı. Çin’de ilk beklentim her yerde bir milyoncu dediğimiz türde dükkanlar, ucuz kıyafet, elektronik, hediyelik eşyalar satan yerlerdi. Ancak görünen manzara sanki Nişantaşı, Levent, Maslak, Etiler.

Elektronik mağazalarında çeşit çeşit markalarda cep telefonu, bilgisayar, kamera ve fotoğraf makineleri var. Harici harddisk, USB 3G modem gibi mamulleri bulamadım. Yine bir alışveriş merkezinin en üst katında elektronik ürünlere bakmaya gittim, hiç ucuz değildi. Türkiye’den almak daha makul, hem garanti hem taksit imkânları var. Orada bırakın ürünü, mağazayı bile taklit ediyorlarmış. Aynı alışveriş merkezinin diğer katlarını da gezdim. O katlar da aynı şekilde pahalıydı Boyner, Vakko, Sarar ayarında mağazalar var. Tabi buralarda da meşhur olan diğer yabancı markalar da.

Zemin kata inen yürüyen merdivenin başında bir kız elinde tepsi ile bir şeyler ikram ediyordu. Sordum yasemin çayı dedi. Hoşuma gitti, bir iki bardak daha içitim. Bardak dediysem de shot bardakla. Sonra üründe kampanya varmış iki paketi tek fiyatına satıyorlarmış. Dükkânda daha biri sürü çeşitte çay vardı. Bu kız da eh biraz ingilizce biliyorum dedi. O haliyle bir sürü ürün tarif etti, Türklerin çaya olan merakı hakkında biraz konuştuk. Sonra Çin usulu yeşil çay demledi. Çaydanlığı, kapağını, bardak hepsinin özel bir tutuşu, suyun özel bir dökme usulü ve sunuşu ile tam bir tören havasındaydı. Ardından birkaç bardak da yeşil çay içtim. Dükkânda ayrıca çayın yanında servis edilen çeşitli mamuller vardı. Evde ve yakın çevremde bu tarz çaylara, otlara meraklılar vardı. En iyi hediye bunlar olur dedim ve yasemin çayı, yeşil çay, domates ve pomelo kurusu ve fıstıklı-cevizli bir tatlı aldım. Pomelo portakal sülalesinden bir meyve.

Bir GSM mağazsasına girip, USB modemi tarif etmek için abartısız yarım saat harcadım, İngilizce bilen bir Allah’ın kulu yok, google’dan açıp fotoğrafını gösterdim, yazdım, çizdim olmadı. Bari bir Çin hattı alayım, telefonu bilgisayara bağlarım internete öyle girerim dedim, anlatamadım bir türlü. Sonunda pes ettim. Gemiye dönmek üzere metroya gittim.

Metrodan inince etrafta işportacılar vardı onları gördüm. Bilgisayarın faresi bozulmuştu, o işportacıların birinden hem de bilgisayarın markası ile aynı markada, ne istersen o marka var zaten 25 Yuan (yaklaşık 4 dolar). Bir de bir market gördüm cips, bisküvi falan alırım dedim. Marketi gezerken Çinin geleneksel yiyeceklerinden görünce midem kaldırmadı yiyecek bir şey almadan oradan ayrıldım. Adamların damak tadı çok fenaydı. Markette canlı olarak kaplumbağa, kurbağa, kurt, böcek satılıyordu. Ayrıca hayvanların normalde yenmeyen yerleri bile çeşitli şekillerde soslanmış yada pişirilmiş olarak satılıyordu. Burun, kuyruk, tavuk ayağını örnek verebilirim.

Dönüşte de limana giden değil limandan gelen otobüse binince kısa bir şehir turu yaptım. Son durağa kadar gittim. Sanırım tren istasyonunun oradaydı. Bir Mc Donald’s gördüm, herhalde en uygun yenecek şey burada olur dedim. Bir tavuk burger menü söyledim. O da farklıydı çok fazla baharat tadı vardı. Oradan otobüsle limana döndüm. Akşam 9-10 civarıydı dönüşüm. Diğer arkadaşlarla vardiya değişmiştim, ondan dolayı gelince saat 12’de vardiyaya girdim çift vardiya sabah 8’e kadar makine dairesinde tek başıma takıldım. PSC hazırlıkları, jeneratörler, balast operasyonu, uykusuzluk ve yorgunlukla sabahı zor ettim 24 saat uyumamıştım. Ramazanın ilk cumasıydı o gün, gemide oruç tutamıyordum o gün diğer arkadaş benim vardiyayı alınca akşama kadar yattım, bir de orucu uykuya tutturdum. Bir daha da gemide oruç tutamadım.

O genç ve çay dükkânındaki kızla yarım yamalak biliyorum dedikleri İngilizce ile bunca iş yaptım, bir de tam bilseler herhalde Çin’e yerleşecektim.

Ertesi gün tahliye bitti, gemimiz demire çıktı. Bir gün sonra da yeni yük için yakındaki bir limana yanaşıp ambarların yarısına yükleme yapıldı. O yükleme de tamamlanınca kalan yükü almak için Yantai’ye doğru hareket ettik.

Yantai 12-08-2011

Yantai Çin’in kuzeyinde büyük sayılabilecek bir şehir.

Burada da yine evrak işleri halledildi. Vardiyadan sonra çıkarım dışarı derken. Makine dairesinde işler bitmedi akşam yemeğine kadar kaldık aşağıda. Neyse yemeği yiyip çıkarım dedim sonra başka gelenler de var dediler onları beklerken akşam 7 oldu.

Neyse çıktık dışarı ekip halinde yine dolandık artık tüm dükkanlar kapanıyordu pek gezecek bir yerde göremedik. Bir alışveriş merkezine gittik, yine klasik mağaza turları. Gemideyken tarif edilen seaman’s club’a gittik. Yemek yenecek bir yerler var mı diye, oradaki kadın bizi taksiye bindirdi, iki araba gittik bir yere. Deniz mahsulleri yiyelim dedi bizimkiler, bir restorana girdik. Bildik ürünlerin dışında bilinmedik börtü böcek her türlü iğrenç, Türk damak tadına aykırı mamullerle doluydu. Beğenmedik, biraz daha ötede başka bir yere oturduk orda karides, ahtapot, midye ve patlıcan kızartma söyledik. Sadece patlıcan yiyebildim. Bir de hayatımın ilk ve belki de son karidesini yedim. Çirkin değildi tadı ama tekrar beni ye diyen bir hali de yoktu. Neyse yedik içtik kalktık ve gemiye döndük ertesi gün de Hindistan’a doğru yola çıktık.

Çin’de sadece iki şehir gördüm. Vakit darlığından dolayı pek fazla gezme imkânı olmadı. Belki önden bir araştırma yapmış olsam, vaktimi ayarlama imkânım olsa daha iyi gezebilirdim. Mutfak kültürleri ve yabancı dil bilmeme sorunları dışında genel olarak beğendim diyebilirim. Beğenmediğim daha doğrusu eksik kaldı dediğim kısmı ise Çin’e özgü binaları, tarihi turistik mekânlarını, kartpostal – hatıra – hediyelik eşya satan yerleri bulamamaktı. Bunlar illaki vardır koca Çin’de ama denk gelmedi bana bir türlü.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: