Başlangıç » Deniz » Goa – Hindistan

Goa – Hindistan

Kategoriler

Follow MEHMET KILIÇ on WordPress.com

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

Blog İstatistikleri

  • 199.430 ziyaretçi
Reklamlar

Gemiye katılacağım belli olduğunda geminin nereye gideceğini ne söylediler ne de ben sordum. Aslında çok da merak ediyordum, ama stajyerken hele bir de makineciyken geminin nereye gittiğini sormak pek hoş karşılanmaz demişlerdi. Acenteden telefon geldi şu saatte Zeytinburnu’nda ol diye, hala bilmiyordum. Ta ki gemiye gidecek diğer personelde acenteye gelene kadar. Yeni 2. nci kaptan acenteyle konuşurken öğrendim Tayland’a gideceğimizi.

Kafamda pek çok yer hayal ediyordum, sanki Batı Afrika tarafları gibi bir yer olacaktı, içimde öyle bir his vardı. Ama ne ilk liman ne de daha sonra uğrayacağımız yerleri kafamda hayal ettiğimde aklıma gelmeyen bir yerdi Hindistan. Hâlbuki gemi devamlı Hindistan’ın etrafında dolanıp duruyordu.

Haziran ayında Filipinlerde verdiğim dilekçeye göre ağustosun başında, Ramazan’ın içinde gemiden ayrılır eve dönerim diyordum. Şirketten bir türlü ses gelmedi, artık kontrat bitmişti. Ara sıra soruyordum haber var mı diye yok diyorlardı. Çin’de çekme ihtimali zor, Hindistan’a geçerken Singapur’da büyük ihtimal değişim olur dediler. Singapur’a yaklaştıkça içimde heyecan artıyor da artıyordu. Sonra Singapur’da fos çıktı. Neyse Hindistan’dadır nasip dedik, ilk limanda Paradip’de olmadı. Buradada o kadar umutlandım ki sormayın. Vardık havalar pek iyi değil bir hafta demirde kaldık, güneş yüzü görmedik, devamlı yağmur yağdı, bayram günü bile vardiyadaydık. Sonra bir haber, 2 saat sonra limana yanaşma var. Çok sevindim ne gelen vardı ne giden, 2 gün ya durduk ya durmadık, diğer limana doğru hareket ettik. İki liman arası bir hafta on gün kadar sürdü. Biri doğu biri batı kıyısında.

Sonra vardık ikinci limana. 3. ncü kaptan liste geldi dedi, bi baktım benden başka 5 kişi değişiyor. Sen öbür limana dediler. Neyse dedik on gün daha dişimizi sıkacağız artık.

Bu liman Hindistan’ın batı kıyısında Goa eyaletinde bulunuyor, ismi Mormugao. Burası Hindistan’ın genelinin aksine eskiden Portekiz sömürgesiymiş. Haritadan bakınca çok küçük bir eyalet. Portekiz etkisinden ötürü okuduğum ve başkalarından duyduğum kadarı ile diğer Hint şehirleri kadar pis, düzensiz bir yer değilmiş. Hindistan düzensizlik, kirlilik, fakirlik ve kokularıyla meşhur.

Limandaki ikinci gün çıkabilme şansım oldu. Şanssızlığım ise Pazar günü olması ve 2. nci çarkçının yol tarifine uymam oldu. Gemiden çıkarken pasaportumu ve pass kağıdımı aldım. Tarif edilen yola göre liman kapısının ordaki üst geçitten geçip sağa devam ettim. Biraz ilerleyince bir plaj gördüm, iyi plaj varsa doğru yoldayım dedim. Nerede? Plajın oradaki yolu takip ediyorum. İleride tenekeden evler, etraf çamur, çocuklar yarı çıplak hatta bazıları anadan doğma, sağda solda çeşitli kümes hayvanları, kedi, köpek falan. Onların arasından geçtim bari içeriye doğru gireyim oradan sorar soruşturur, şehrin merkezini bulurum dedim. Bir ara bir cami gördüm. Uzun bir süreden sonra cami görmek çok farklı geldi, içime bir ferahlık doğdu. İçeri girdim çok sade bir yerdi. Bizim mahalle camileri bile daha şatafatlı. Yerlerin bir kısmı hası bir kısmı mozaikli betondu. 3-4 kişi Kuran ya da başka bir kitap okuyordu. Beni görünce meraklı gözlerle baktılar biraz. Camide tadilat da vardı şadırvanların olduğu bölümde. Çıkınca fotoğrafını çekmek istedim. Oradan birisi olmaz dedi. Merak ettim, ben de Müslümanım niye çekilmiyor dedim. Adam burada Hindular ile sorunlar olduğunu, kimi zaman çatışmalar çıktığını söyledi. Mabetlerin fotoğrafını çekmek yasaklanmış. Pek anlam veremedim. İsteğine saygı gösterdim. Sonra ayak üstü biraz muhabbet ettik. Nerelisin ne iş yapıyorsun, geminiz ne zaman geldi, İstanbul, Türkiye konuştuk.

Camiyi arkamda bırakıp mahallenin içine girdim. Baktım otobüs geçiyor ilerden, durak var takip ettim yolu, sağda solda sordum, nasıl giderim diye. Biraz tarifle biraz tahminle gezerken kendimi bir ara bir tepeyi tırmanmış, havaalanının yakınında buldum. Biraz ileride bir yol çalışması vardı, oradakilere sordum yine şöyle git böyle git.

Neredeyse iki saat olmuştu gemiden çıkalı, hala şehrin merkezini bulamamıştım. O geçtiğim sokakların çoğu tek katlı yada 2-3 katlı apartmanlardı. Görece normal standartta evlerdi. Hele o teneke mahalleyi gördükten sonra burası gayet iyiydi. Hepsi bir bahçe içinde etraf yemyeşildi. Palmiye yoğunluğu olsa da başka türde ağaçlarda vardı. Ama her zaman bir koku hakimdi sokaklara. Ya tütsü, ya baharat ya da lağım.

Ara sıra sunaklar görüyordum kimisi Hinduların kullandığı kimisi ise Hıristiyanların. Hindularınki daha süslü, Hırıstiyanlarda daha sade, Hz. İsa ve Hz. Meryem tasvirleri vardı. Gerçi onlarınkine sunak kelimesini kullanmak pek doğru olmaz ama nasıl desem bilemedim.

Uzun bir yürüyüşten sonra şehir merkezini buldur gibi oldum, oteller, dükkanlar falan. Bir otele girdim 4 yıldızlı, sordum şehir merkezi ne taraf diye burda öyle bir yer yok dedi, şaşırdım. Alışveriş, yeme-içme yeri yok mu deyince tarif etti. Tam otelden çıktım. Bir yağmur bastırdı, sormayın. 7 ay boyunca her çıktığım limanda yanıma şemsiye alırdım lazım olmazdı bu sefer lazım oldu. Bir saçak altı buldum. Bir süre orda bekledim 15-20 dakika kadar kaldım öyle. Evi aradım telefonla o arada. Yağmur dinince devam ettim.

Sağda solda bankamatikler falan vardı, üstümde dolar var ama bozduracak yer yok, artık atmden çektim. İlerde tren istasyonu gördüm içeride bir bilet kuyruğu var sanki, Mecidiyeköy’deki metrobüs durağı akşam iş çıkışı. Trenin kendisi desen… saymadım ama en az 25-30 vagonu vardı hepsi dolu. Bazı vagonlar iki katlı oturma yerleri. İki katlı dedimse de öyle Avrupa’daki iki katlı trenler gibi değil. Sanki ranza ama yataklı vagonların kat kat yatakları gibi değil. On dakika kadar orada oyalandım. Tren gitti istasyon boşaldı.

İstasyondan çıkıp yolun karşısına geçtim. Biraz kalabalık canlılık vardı. Bir dükkâna sordum buradan hediyelik hatıra eşya alabileceğimiz bir yerler var mı diye adam yan dükkanı gösterdi, kapalıydı ama saat 4te gel açık olur o zaman dedi, iyi madem biraz daha dolanayım dedim. Pazar varmış, pazara girdim. Meyve sebzeler pek ufak, bereketsiz geldi gözüme. Bir de pazarda gezerken yakalandım yağmura.

Bir dükkandan birkaç tişört, başka bir yerden mermerden yapılma Hint motifleri işlenmiş birkaç hatıra-hediyelik aldım. Sonra açılan o dükkana gittim, oradan da kuş biçiminde yapılan sabunlardan ve birkaç kartpostal aldım.

Akşam gemiye döndüm. Dönüş çok koly oldu, şehirle liman neredeyse dip dibeymiş. Uyunca bizim 2. ncinin tarifine şehir turu attım.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: